Hayatın en ağır yüklerini çoğu zaman en sessiz insanlar taşır. Kimse bilmez, kimse görmez… Ama bir annenin yüreği, bazen bir ömrün tamamını sırtında taşır.

Dört çocuk annesi bu kadın, daha gençliğinin baharında en büyük acılarla sınandı. Üç yaşındaki yavrusunu balkondan düşme sonucu toprağa vermek zorunda kaldı. O gün, kalbine saplanan acı bir daha hiçbir zaman tam olarak dinmedi. Yine de hayat ona durmak için bir fırsat tanımadı; ayakta kalması gerekiyordu.
Annesine on yıl boyunca gözünü kırpmadan baktı. Her gün, her gece… Kendi acılarını bir kenara bırakıp annesinin her ihtiyacını karşılayarak bir evlat olarak görevini değil, kalbinin derinliklerindeki özveriyi yerine getirdi. Ama annesi de bir gün hayata gözlerini yumdu.

Ve şimdi… Yıllardır iki kas hastası çocuğuyla bir başına mücadele ediyor. Biri 50 yaşında bir kız çocuğu, diğeri 45 yaşında bir erkek evlat. İkisinin de acıları, öfkeleri, güçsüzlükleri bir annenin üzerine çığ gibi yığılıyor.
O ise hâlâ dimdik durmaya çalışıyor.
“Anneme on yıl baktım, altını temizledim, gecemi gündüzüme kattım… Bundan yorulmadım” diyor.
“Beni yoran, çocuklarımın agresif halleri… Her gün herkese bağırmaları, etrafı rahatsız etmeleri. Onların acısına da öfkesine de ben göğüs geriyorum. Ama artık çok yoruldum…”
Bu sözler, kırılmış bir ruhun fısıltısı gibi…
Kimsenin duymadığı, kimsenin görmediği bir annenin sessiz çığlığı…
O, hayatı boyunca önce evlat acısına, sonra anne kaybına, şimdi ise iki ağır hasta çocuğa omuz veriyor. Hiç şikâyet etmiyor… Sadece yoruluyor.
Bir ömür boyu yükleri tek başına taşıyan bu annenin hikâyesi; sabrın, sevginin ve yorgunluğun en derin hâlini gözler önüne seriyor.

Dileriz ki bu çığlık duyulsun…
Dileriz ki her anne gibi onun da yüreği biraz olsun hafiflesin.
Bu, bir annenin bitmeyen sınavı…
Ve onun sessizce verdiği en büyük mücadele.

Yorumlar kapalı.